Yeşilçay’ın Vicdan’ı !
Haziran 29, 2008 10:29 am HaberYeşilçay’ın Vicdan’ı !
Usta yönetmen Erden Kıral, Nurgül Yeşilçay, Murat Han ve Tülin Özen’in başrol oynadığı yeni filmi Vicdan’ı İzmir’in cehennem sıcağına aldırmadan ilmek ilmek dokuyor… Üçlü bir aşk öyküsü üzerinden bir vicdani hesaplaşmayı anlatan Kıral en iyi filmini çektiğini düşünüyor. Nurgül Yeşilçay ise gayet enerjik…
İzmir öyle sıcak ki sokakta in cin top oynuyor. Adres soracak insan bulmak neredeyse imkânsız. Ama bizim de Erden Kıral’ın son filmi Vicdan’ın çekimlerine dahil olmamız için Basmane’deki Malibu Pavyonu’na gitmemiz gerek. Sıcaktan bezmiş, dükkânlarının bir köşesine sinmiş esnafa, gündüz vakti “Basmane’deki Malibu Pavyon nerede?” diye sormak çok akıllıca değil elbet, ama yer yurt bilmediğimiz için yapacak da bir şey yok. Kimi “Deli misin be kardeşim!” bakışı fırlatıp “Basmane’de işte,” diye cevap veriyor, kimi de duymamazlıktan geliyor. Allah’tan taksiciler o kadar insafsız değil (Klimanın onları sıcaklardan koruduğu belli). Bunun için “Abi atla gidelim,” diyebiliyorlar. (Para almadıklarını belirtelim). Sıcaktan çarpılmış bir halde kendimizi Malibu Pavyon’a atınca içerisinin dışarıdan daha sıcak olduğunu anlayıp “Eyvah!” diyoruz. Şikâyet edeceğiz ama insanlar bu sıcakta film çekiyor! Erden Kıral ve Nurgül Yeşilçay’ın hoşgeldiniz karşılamasından sonra pavyonu inceliyoruz. Bir pavyonda bulunması gereken üç şey burada mevcut. Her yerde manasız aynalar, görme bozukluğuna neden olan kırmızı ışıklar ve leopar desenli kıyafet giymiş kadınlar. Nurgül Yeşilçay çok yorgun gözüküyor. Nedeninin sıcaklar ve rol yorgunluğu olduğunu düşünüyoruz ama bir sahne sonra güle oynaya yanımıza gelince şaşırıyoruz. O da anlıyor durumu. “Gece payvondan çıkış sahnesini çektik biraz önce, yorgun gözükmem gerekiyordu,” diyerek açıklama yapma ihtiyacı duyuyor. Çok önemli bir sahneye geldimizi söylüyor, ama bizim halimizi pek iyi görmüyor. Bol su içmemizi öğütleyip yanımızdan uzaklaşıyor. Nurgül Yeşilçay filmde en yakın arkadaşının kocası Mahmut’a sevdalanan Aydanur’u canlandırıyor. Fakat hayatın ona sunduklarıyla da pek yetinmeyen bir hali var. Bunun için kiremit fabrikasında çalışacağına pavyonda çalışmayı tercih etmiş. Bu arada Mahmut’u oynayan Murat Han beliriyor. Takım elbisesi, yüzündeki faça izi, elindeki tespihi ve davranışlarıyla Kabadayı’nın Devran’ından farkı yok gibi. Ama daha güleryüzlü. Aydanur ile karısı Songül arasında kalmış Mahmut. Ama belli ki Aydanur ağır basıyor yüreğinde. İkilinin yolu böylece bu pavyonda kesişiyor.
DOĞAÇLAMA BİR SET
Erden Kıral çok kibar bir yönetmen. Ayrıca çok da rahat. Sanat grubuna ve reji ekibine o meşhur sahne için direktiflerini (ricada bulunuyor tabii) verdikten sonra, Murat Han’la konuşmaya başlıyor. Konuşma uzun sürüyor. Bu tür konuşmalar bu kadar uzun sürmez. Sonra onların yanına pavyon elbisesini giymiş, saçları ve makyajı yapılmış Nurgül Yeşilçay geliyor. Bu konuşma boşuna değil. Kıral bu filminde doğaçlamaya öncelik vermiş. Sebebi de gerçekçi ve doğal bir film yapmak istemesi. Üçüncü sayfa haberi ile Hasan Özkılıç’ın bir öyküsünden esinlenerek Vicdan’ı oluşturan usta yönetmen: “İkisi de çok gerçekçiydi. Ben de bu gerçekliği vermek için doğaçlamayı önceledim,” diyor. Tabii doğaçlama yapmak o kadar kolay değil. Bunun için de uzun süre ön çalışma yapılmış. “Çünkü,” diyor Kıral, “Eğer ön çalışma yapılmazsa doğaçlama değil, sıradanlık ve rastgelelik olur.” Çekimlerden de pek bir memnun Kıral. “Oldukça rahattım, farkındasınız herhalde,” diyor. Biz tebessüm edince rahatlığının sebebini açıklıyor: “Tüm birikimimi ve deneyimimi bu filmde kullandığımı hissediyorum. Bunun sonucunda en iyi filmimi çektiğimi söyleyebilirim. Sadece benim değil oyuncularımın da kendilerini nasıl aştığını film vizyona girince göreceksiniz.” Erden Kıral’a vicdan olgusunu nasıl işlediğini soruyoruz. O da vicdan kavramının bütün hayatımıza girdiğini söylüyor. “Ama anladım ki,” diyor, “Vicdan, kötülüklerin ortadan kalkmasına yetmiyor. Koşulların değişmesi gerekiyor. Koşullar da vicdani bir çabayla değiştirebilir.”
KAMERA, ACTION, CUT!
Bu arada yönetmen yardımcısından haber geliyor, “Hocam her şey hazır” diye. Önce bir prova alınıyor. Murat Han pavyona geliyor ve barda bir sigara yakıyor, sonra ilerideki masada Nurgül Yeşilçay’ı görüyor birden ve kararlı bir şekilde yanına gidiyor. Yeşilçay büyük bir sessizlik içerisinde. Murat Han ise ağlıyor. Porava gayet başarılı. Kıral: “Action!” diyerek çekimleri başlatıyor. Bu sırada Kıral’ın monitöründen Nurgül Yeşilçay’ı görüyoruz. Gerçekten kamera onun yüzünü seviyor. Dünya gözüyle baktığımız zaman farklı bir durum yok. Ama monitördeki görüntü öyle değil, sanki sihirli bir değnek değmiş gibi büyülü. Murat Han da başka bir âlem. Biraz önce gülen sanki o değil. Kamera çalışmaya başlayınca birden değişiyor ve ağlamaya başlıyor. Erden Kıral: “Cut!” deyip ayağa fırlıyor: “Hepiniz öpüldünüz teşekkür ederim, paydos.” Nurgül Yeşilçay, Murat Han ve Tülin Özen’in başrolde oynadığı, üçlü bir aşk öyküsünün anlatıldığı filmin çekimlerinde sona yaklaşılmış durumda. Tamamen İzmir’de geçen filmin kasım ayında vizyona girmesi planlanıyor. Ama belirtelim; perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. İyi bir set de iyi bir filmin habercisidir. Vicdan, Kıral’ın dediği gibi iyi bir film olacağa benziyor.
Atıf Yılmaz ve Fatih Akın gibi farklı kuşaklardan usta yönetmenlerle çalışan Nurgül Yeşilçay, Erden Kıral için “Mükemmel bir insan,” diyor..
- Vicdan, oldukça karmaşık bir olgu. Film bu olguyu nasıl ele alıyor?
- Suç ve ceza kavramları üzerinden biraz suçun ne olduğunu eşeliyor. Çünkü suç algısı toplumdan topluma, hatta insandan insana değişen bir kavram. Filmde suçun, vicdanı rahatsız eden yanı ele alınıyor ve vicdanın öldürücülüğü öne çıkarılıyor.
- Bildiğimiz kadarıyla da bir aşk hikâyesi üzerinden anlattığınız mevzu işlenecek…
- Üçlü bir aşk öyküsü. Tutkulu bir aşk, ama biraz da tuhaf… Adam evli, karısını seviyor ama aynı zamanda karısının yakın arkadaşına da sırılsıklam âşık.
- Filmde canlandırdığınız Aydanur’un varoşlarda yaşadığını biliyoruz. Ama iç dünyası nasıl?
- Gündüzleri kiremit, geceleri de fırça fabrikasında çalışıyor. Çok fazla geliri yok. Ama kendini güzel buluyor, önemsiyor ve yaşadığı hayattan memnun değil. Belki biraz ünlü olmak, magazin sayfalarında gözükmek istiyor. Fabrikalarda çalışarak amacına ulaşamayacağını biliyor. Bunun için de pavyonda çalışıyor. Ama hiçbir şey istediği gibi de olmuyor. Bunun da sıkıntısını çekiyor. Açıkçası ailem zengin değildi. Ve ben de Aydanur gibilere çok da yabancı değilim. Ayrıca dünyaya o kadar da kapalı olmadım. Onun için Aydanur’un yaşadıklarını anlayabiliyorum. Bu da işimi kolaylaştırıyor.
- Uzunca bir süre ön çalışma yaptınız bu film için. Erden Kıral da doğaçlama ağırlıklı çalıştığınızı söyledi. Bu ön çalışmanın doğaçlamaya ne gibi faydası oldu?
- Vicdan doğaçlamanın bu kadar öne çıktığı ilk filmim. Açıkçası biraz daha aktif bir şekilde filme katkıda bulunma imkânı sağlıyor bu yöntem. Hikâyeyi, hikâyenin akışını temel olarak biliyoruz. Ama sahne kurulurken, diyaloglar yaratılırken ağırlıklı olarak doğaçlama yapıyoruz. Kabul etmem gerekir ki, biraz zorlayıcı oluyor. Ama acayip bir gerçekçilik katıyor. Tabii, sırıtmaması için bunu dozunda ayarlamak gerekiyor. Ben canlandırdığım Aydanur karakterini, ‘üstün gerçekçi’ bir şekilde yorumladım diyorum. Yani çok gerçekçi olsun istedim. Filmi izleyenler eğer beni tanımıyorlarsa bu kız fabrikada çalışan biri herhalde desinler istedim.
- Atıf Yılmaz’dan sonra bir başka usta ile çalışıyorsunuz. Erden Kıral’ın seti de Atıf Bey’inki kadar öğretici mi geçiyor?
-Erden Kıral mükemmel bir insan. Öncelikle oyuncularına imkân tanıyor. Bizi ciddiye alıyor. Bu oyuncunun önemsendiğinin en büyük göstergesi zaten. Ayrıca çok rahat. Çünkü onun kafasında her şey net.
- Siz genelde yönetmenlerle güven ilişkisi kurmayı seviyorsunuz.
- Evet. Karşılıklı bir şey. İlk başta bir tanışma faslı, sonra birbirimizi keşfediyoruz, anlıyoruz. Bu karşılıklı güvenmenin zeminini oluşturuyor. Film çekildikten sonra da birbirimizi bırakmıyoruz. Arkadaşlığımız devam ediyor.
Kaynak: Sabah.com.tr
