Yılmaz Erdoğan hep kendine yazıyordu!

2:04 pm Haber

Yılmaz Erdoğan hep kendine yazıyordu!

Büyük Resim İçin Tıklayınız Sinemanın 70′lik çınarı Aram Gülyüz, Yılmaz Erdoğan’ın aktörlüğünü beğenmediğini söyledi. Gülyüz: Yazdığı her şeyin içine kendisini de katardı; rolü olmayan senaryo yoktu..

Türk Sineması’nın en renkli simalarından olan, erotik filmlere de ‘Ayşecik’ serilerine de damgasını vuran usta yönetmen Aram Gülyüz, şimdilerde sinemadaki 50. yılını kutluyor. Gençken, ne sinema sektörüne girmeyi ne de yönetmen olmayı düşünen Gülyüz, koleji bitirdikten sonra İngiltere’ye gitmiş. Kore Savaşı sırasında Türkiye’ye dönüp orduya katılmış ve cephede Halit Refiğ ile aynı çadıra düşmesiyle de kaderi değişmiş. O gün bugündür film çekiyor. Ayşecik serisinin, Ajda’lı Öztürk Serengil’li filmlerin, ‘Çekilin Aradan Hüseyin Baradan’ın efsanevi yönetmeni sinemasını Esquire dergisine anlattı.

* Yeni bir film projesi üzerinde çalıştığınızı duyduk. Kınalı Ada’nın çekimlerine başladınız mı?
139 tane sinema filmi, 30′da dizi çektim; ilk kez yönetmenlik yapacakmışım gibi hissediyorum. Film, 25 yıl önce evlenip ABD’ye yerleşen bir çift, orada hem çok zengin hem de bir kız çocuğu sahibi oluyor. Kızları 20 yaşına geldiğinde, Budist bir rahiple evleneceğim diye tutturuyor ve bunun üzerine baba, Kınalı Ada’ya damat bakıyor.

* Erotik filmler furyasında en çok izlenen çalışmanız hangisiydi?
‘Hasan Almaz, Basan Alır’ en çok izlenen filmimdi. Ama Türk Sineması’ndaki erotik furyasını ikiye ayırmak lazım. Araya pornografik çekimler serpiştirilen filmler bir yanda; benim çektiğim türden, bol dekolteli, seksüel esprileri söze dayalı, Aydemir Akbaşlar’ın, Salih Güneyler’in oynadığı bütçeli, geniş kadrolu filmler diğer yandaydı. Benim filmlerim müstehcen fıkralar gibiydi, pornografik değildi.

* Sizce Türkiye’nin en iyi kadın oyuncusu kim?
Yasemin Yalçın. Sürahi karakterini, kadrodaki Ece adında uzun boylu bir kız oynayacakken, “Benim Almanya’dan aldığım, hiç takmadığım bir gözlüğüm var, onu kullanayım. Sürahi’yi ben oynayayım. Ece de gelini oynasın” dedi. Seti durdurduk, Yasemin’in Ataşehir’deki evine gidildi, gözlük alındı ve Sürahi Hanım efsanesi ortaya çıktı.

* Yılmaz Erdoğan yazmıyor muydu Sürahi’yi?
Hayır, Gani Müjde’nin yazı ekibinden Kemal Kenan yazıyordu. Yılmaz, bir süre sonra ekipten ayrıldı. Nedeni, Yasemin için yazdığı ‘Otogargara’ydı.

* Sonra Demet Akbağ ile oynadılar…
Çünkü Yılmaz Erdoğan başrol oynamak istiyordu. Aktörlüğünde de iş yoktur. Ama çok hevesliydi. O dönem her yazdığı şeyin içine kendisini de katardı; yani rolü olmayan bir senaryo elinden çıkmazdı. ‘Otogargara’ oyunu geldiğinde Yasemin dedi ki: “Bak Aram Ağabey, yine kendine rol yazmış, beni basamak yapmaya çalışıyor.” Teklifi kabul etmedi ve iş Demet’e gitti.

* Ünlü olmak isteyen veya beraber çalıştığınız kadınlardan biri yükselmek için rejisörün yatağından geçmeye kalktı mı?
Kimse bana böyle bir teklifle gelmeye cesaret edemedi. Çalıştığım insanlarla arama her zaman mesafe koymayı bilirdim. Bu nedenle, benim sinema hayatımda, ne erotik filmler döneminde ne de televizyonda kimse yükselmek için yatağımdan geçmek zorunda kalmadı.

* Çalıştığınız isimler arasında size en çok ‘illallah’ dedirten kimdi?
Ben hiç kimseye kızmadım, kimseyle münakaşa etmedim. Eskiden insanlar, ne kadar serseri ruhlu olsalar da Yeşilçam’ı çok ciddiye alır, işe geç kalmazlardı. Sadece Mesut Engin gibi her fırsatta içenler vardı.

Tam 48 yıllık hayat arkadaşını kanser hastalığı yüzünden kaybeden ünlü yönetmen Gülyüz, eşi Gönül Gülyüz ile nasıl tanıştığını şu cümlelerle anlattı: “Bir film çekimi sırasında, profesyonel bir dansçı gerekti ve konservatuvardan gönüllü bir bale öğrencisi yolladılar. O balerin, ilk görüşte aşık olduğum eşimdi… İnsanlar, ‘Ölenle ölünmez’ diyorlar ama onun yokluğuna alışmak çok zor. İyi ki köpeğim var yoksa bu süreç beni daha çok etkilerdi.” Gülyüz sinemadan çok da fazla para kazanamadığını da büyük bir samimiyetle anlattı: “Açıkçası sinemadan pek fazla bir şey kazanmadım. Evet, prodüktörlük yapmak gibi bir hataya da düşmeme rağmen, sinema bana fazla bir şey katmadı. Olanı da eşimin tedavi sürecinde harcadık. (Eşi 9 yıl boyunca kanser tedavisi gördü.) Bu evde kiracıyım. Büyük oğlum Ferdi ile yaşıyoruz. O, geceleri çeşitli mekanlarda DJ’lik yapıyor, görüşemiyoruz.”

* ‘Tatlı Kaçıklar’, ‘Yasemince’ gibi uzun soluklu televizyon dizileri yönettiniz. Yeni bir dizi çekmeyi düşünüyor musunuz?
Aslında dizi çekmek istemiyorum; ama belki filmimi finanse edebilmek için çekerim. Bu iş, iyice ayağa düştü. Zaten bir keyfi yoktu. Son dönemde yaptığım işlerden ben de memnun değilim. Yurtdışında her şey altı ay önceden belliyken, bizde kameraman dizinin konusunu 20 bölüm sonra öğreniyor.

* ‘Tatlı Kaçıklar’ setiniz olaylıymış….
Evet. Oradaki en düzgün oyuncu Cango’ydu (Rafet’in köpeği). Komedi yaptığınızda sizin de biraz matrak olmanız lazım ki onu satasınız. Biz, Mehmet Ali (Erbil) ile sürekli doğaçlama yapardık. O, sette de normal yaşamında da deli bir adamdır; aynı babası gibi!

* Bir dönem, Ajda Pekkan ile çok film çektiniz. O dönemden hatırladığınız hoş anekdotlar var mı?
Benim en çok çalıştığım kadın oyuncu Ajda’dır. 10 numara insandır, çok matrak kızdır, çok severim onu… Bir seferinde, Melek Film ile Saner Film; Ajda Pekkan, İzzet Günay, Vahi Öz, Mualla Sürer ve benimle anlaştı. 1 lira alıyorsak 1.5 lira aldık ve iki filmin çekimlerini aynı anda yaptık. Bir yandan içeride Mualla ve Vahi’yi çekiyor, bir yandan da dışarıda İzzet ve Ajda’yı çekiyordum. Böylece iki film bir haftada bitti. Ajda’nın şarkıcı yönünün ağır basacağı o günlerden belliydi. Her zaman çok güzel bir kadındı ve her zaman kendini yenilemeyi bildi.

Kaynak: Sabah.com.tr

Comments are closed.